TÜRK HALKLARI
28/5/2008 · Kategori: Türk Dünyası
Türk halkları
Türk halkları (Tatarca: Törki xalıqlar; Özbekçe: Turkiy xalqlar), Avrasya'da geniş bir coğrafyada dağınık olarak yaşayan ve Türk dilleri ailesine mensup çeşitli dil ve lehçeleri konuşan halk grubudur. Bazı tarihsel ve kültürel ortaklıklara sahiplerdir.
Türk dilleri, Altay dilleri ailesinin bir alt kolunu oluşturur. Türk halklarının büyük bir çoğunluğu 10. yüzyıldan itibaren İslam dinini kabul etmiştir. Ancak Gagauzlar, Çuvaşlar ve Sahalar gibi Hıristiyanlığın Ortodoks koluna mensup olan, Altaylar gibi geleneksel çoktanrılı dinlerini sürdüren Türk toplulukları da vardır.
19. yüzyıldan itibaren Türk kavimlerinin ortaklıklarını vurgulayan siyasi ve kültürel düşüncenin adı Türkçülük'tür.
Coğrafi dağılımı
Günümüzde Türk halklarının toplam nüfusu 250 milyon dolayındadır. Türkiye Türkleri bu toplamın yarıya yakın bir bölümünü oluştururlar. Türk dillerini ikinci dil olarak konuşanların sayısı 30 ila 50 milyon arasında tahmin edilmektedir.

Sovyetler Birliğine dahil olan cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazanmasıyla birlikte, Türk dillerini egemen ve resmi dil olarak kabul eden devletlerin sayısı altıya çıkmıştır. Bu ülkeler Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'dır. Türkiye tarafından bağımsız bir ülke olarak tanınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin dili de Türkçedir.
Yukarıdaki ülkelerden başka, Rusya, İran, Çin, Tacikistan ve Afganistan'da Türk dilleri konuşan azınlıklar önemli bir sayı tutarlar. Osmanlı Devleti'nin yayılma alanında bulunan Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya ve Irak'ta Türkçe konuşan azınlıklar bulunur. Ayrıca modern dönemdeki işçi göçleri sonucunda, Almanya, Hollanda, Fransa ve İsveç gibi Avrupa ülkelerinde önemli Türk toplulukları oluşmuştur.
Diğer Ülkelerdeki Türk Halkları
Yukarıda anılan bağımsız devletler dışında, Rusya Federasyonu'na ait olan bazı özerk cumhuriyetlerde Türk dilleri resmi dil veya resmi dillerden biri konumundadır: Altay, Başkurdistan, Çuvaşistan, Dağıstan, Hakas, Karaçay, Balkar, Tataristan, Tuva, Taymir ve Saha. Bunların her birinin bayrağı, parlamentosu, yasaları ve kendi resmi dilleri vardır.
Çin'de Sincan Özerk Bölgesi, Moldova'da Gagavuzlar'ın yaşadığı Gagavuzyeri, Ukrayna'da ise Kırım bölgesi özerk statüye sahiptir.
Rusya Federasyonu içinde şu kentlerde Türk toplulukları yoğun olarak bulunur: Astrahan, Samara, Barnaul, Stavropol, Orenburg, Tobol, İrkutsk, Novosibirsk, Kazan.
İran'da Tebriz, Erdebil, Urmiye, Zengan ve Hemedan bölgeleri, Kuzey Irak'ta Kerkük, Gürcistan'da Akhaltzikhe (Ahıska), Çin'de Kansu bölgesi, Yunanistan'da Batı Trakya, Afganistan'da Mezar-ı Şerif çevresi, Romanya`da Dobruca'ın batısında Kobro nehri çevresi,Bulgaristan'ın Rodop ve Deliorman bölgeleri, yerleşik Türk halklarının yoğun olarak yaşadığı bölgelerdir.
Türkçe konuşmayan başka Türkler de vardır. Bunlardan en önemlileri şu halklardır.
Hindistan ve Pakistan' da yaşayan Mevatiler Hint/ Racastan dilini konuşurlar. Hindu dinine inanırlar. OrtaAsya Türk kökenlidirler. Sayıları 5.000.000 kadardır.
Afganistan' da yaşayan Gılzailer Paştu (Afgan) dili konuşan kabilelerin en büyüğüdür. 10. yy' da bu ülkeye göç eden Kalaç Türklerinin soyundan gelirler. Sayıları Afganistan' da 9.000.000, Pakistan' da 2- 4.000.000 kadardır.
Romanya ve Macaristan' da yaşayan Székely (Seykey) ve Csángó (Çango) halkları da 13. yy' da bu ülkeye yerleşen Kuman Türkleri' nin soyundan gelirler. Macarca konuşurlar. Székely gurubun sayısı 945.000, Csángó gurubunun 60- 70.000 kadardır. Macaristan' da bunlar dışında kendisinin Kuman soyundan geldiğini bilen başka Macarlar' da vardır.
Kuzeydoğu Kafkasya' daki Dağıstan' da yaşayan Avarlar aynı adı taşıyan Türk boyundan inerler. Bugün konuştukları dil bir Kafkas dilidir. Sayıları 2002' de 758.000 di.
Tarihi Kökler
·
"Türk" sözcüğünün kökenine ilişkin çeşitli görüşler için Türk kelimesi maddesine bakınız.Türk İmparatorluğu
"Türk" adına tarihte ilk kez MS 6. yüzyıl ortalarında Orta Asya'da Türk İmparatorluğu'nu (Kök Türk veya Göktürk adıyla da bilinir) kuran bir boy veya aşiretin adı olarak tesadüf edilir. Daha eski Çin kaynaklarında sözü geçen Tu-kyu veya Tue-kue halkının Türkler olup olmadığı konusunda çeşitli görüşler mevcuttur.
Türk İmparatorluğu'nun kazandığı büyük prestijden ötürü, daha sonraki yüzyıllarda aynı dili konuşan (Oğuzlar, Kırgızlar, Türgişler gibi) çeşitli boylar da "Türk" adını benimsemiştir. Ancak Sibirya'daki Sahalar (Yakutlar), Volga Bulgarları ve Çuvaşlar gibi merkezden uzak bazı boyların tarihte "Türk" adını hiç kullanmadığı görülmektedir. Bu grupların Türk Halklarına dahil edilmesi modern etnografik tasniflerin sonucudur.
Türk Prehistoryası ve Hiung-nu'lar
Türk İmparatorluğu'ndan 700 yıl kadar önce, MÖ 2. yüzyılda, Çin kaynaklarında Hiung-nu olarak adlandırılan bir devlet Orta Asya'ya egemen olmuştur. Modern tarihçilerin birçoğu bu devleti, MS 4. yüzyılda Avrupa'yı istila eden Hun'larla birleştirir. Ancak gerek Hiung-nu, gerek Hun'ların kullandığı dil veya dillerin Türk dilleriyle bağlantılı olup olmadığı açık değildir. (Türk İmparatorluğu, Hiung-nu İmparatorluğundan devlet yapısına ilişkin bazı gelenekleri, Tengri (tanrı) inancını ve bazı tarihi mitleri devralmıştır. Ancak bundan hareketle dilsel veya etnik süreklilik varsayılamaz.)
Orta Asya'da bulunan arkeolojik kalıntılar, erken Neolitik çağa giden bir kültürün varlığını kanıtlamaktadır (Bakınız: Afanas'evo Kültürü, Andronovo Kültürü, Karasuk Kültürü, Tagas Kültürü). Bu kültürler ile tarihi dönemlerdeki Türk, Moğol, Tohar ve Tibet kültürleri arasında bazı devamlılıklar görülür. Ancak bu olgu, prehistorik Orta Asya kültürlerini "Türk" veya "Moğol", "Tohar" vb. olarak tanımlamak için yeterli değildir.
Chicago Üniversitesi bünyesinde 2003'te yapılan bir araştırmada, Moğolistan'da Egyin Gol'de bulunan Hiung-nu dönemine ait insan kalıntılarıyla Anadolu'da derlenen veriler arasında bazı genetik benzerlikler tesbit edilmiştir.
Anayurt
Türk İmparatorluğu'nu kuran Türk halkının köken efsanesine 8. yüzyıla ait olan Orhun Yazıtları'nda ve daha sonraki birçok kaynakta yer verilmiştir. Buna göre Türklerin anayurdu Altay Dağları yakınında, Selenga ve Orhun ırmakları arasında bulunan Ötüken Ormanı idi. Bu yer Baykal Gölü'nün güney ucunun 250 km kadar güneyinde olup, günümüzde Moğolistan Cumhuriyeti sınırları içinde bulunmaktadır.
Dilsel verilerden hareket eden bazı araştırmacılar Türk dillerinin nihai kökeninin daha kuzeyde, belki Baykal Gölü'nün kuzeyinde veya doğu Sibirya'da olabileceğini ileri sürmüşlerdir. (Türk dillerinde ılıman ve soğuk iklim ormanlarına ilişkin kelimeler bozkır kuşağına ilişkin kelimelerden daha eski ve daha zengindir.)
Tarih
Çinliler ülkelerini kuzeyden ve batıdan saldıran savaşçı TÜRK halklarına karşı koruyabilmek için Çin Seddi'ni inşa ettiler.
Orta Asya'nın "bozkır imparatorlukları" içinde Türkler daima belirleyici bir rol oynadılar; çoğu zaman bu imparatorlukların kurucu ve yönetici zümresini oluşturdular. İnsan eliyle yapılmış en büyük yapı olan Çin Seddi, Çin'in yerleşik uygarlık alanlarını Orta Asya'nın bozkır halklarına karşı korumak için MÖ 2. yüzyılda inşa edildi. Çin Seddi ortalama 15 metre yüksekliğinde ve 12.000 km uzunluğunda bir duvardır.
Türk İmparatorluğu'nun 8. yüzyılda yıkılmasından sonra Uygurlar, bugünkü Moğolistan ve Batı Çin'i kapsayan güçlü bir imparatorluk kurdular. 10. yüzyılda Orta Asya'nın Batısında bir imparatorluk kuran Karahanlılar, Müslümanlığı benimseyen ilk Türk hanedanıydı. Yine 10. yüzyılda, Türk asıllı bir profesyonel asker olan Gazneli Mahmut (asıl adı Sebüktigin), Afganistan'ın Gazne kentinde bir imparatorluk kurarak Hindistan'ın büyük bir bölümüne egemen oldu.
Orta Doğu'nun İslam ülkelerinde Türkler 8. yüzyıldan itibaren profesyonel paralı asker olarak önemli bir yer edinmişlerdi. 9. yüzyıl sonunda Abbasi İmparatorluğu'nun zayıflamasıyla çeşitli Türk askeri hanedanları Mısır, Bağdat ve İran'da bağımsız veya yarı bağımsız devletler kurdular.
1040 yılı dolayında, Türklerin Oğuz ulusuna mensup olan Selçuk oğulları İran'ı ele geçirerek güçlü bir imparatorluk kurdular. 1071 yılında Selçuklular Bizans İmparatorluğu'nu ağır bir yenilgiye uğratarak, Anadolu, Suriye ve Kafkaslar'da çok sayıda Türk beyliğinin ortaya çıkmasına zemin hazırladılar. Ancak Türklerin kitle halinde Anadolu'ya yerleşmesi daha çok 13. yüzyılda, Moğol yayılmasının doğurduğu zincirleme tepkiler sonucunda gerçekleşti.
13. yüzyıl sonunda Anadolu'da kurulan Türk devletlerinden biri olan Osmanlı Devleti, İslam dünyasının en güçlü imparatorluğu haline geldi. Balkan Yarımadası'nı fethetti; 16. yüzyılda bir yandan Viyana'ya, diğer yandan Cezayir'e kadar dayandı.
Orta Asya'nın egemenliği 13. yüzyılda Cengiz Han'ın kurduğu Moğol hanedanının eline geçti. Ancak Moğol İmparatorluğu'nda da Türkler kilit mevkilerde idi ve Moğol ordularının büyük bir kısmı Türklerden oluşuyordu. 14. yüzyılda Orta Asya ve İran'ı fetheden Timur, soyca Moğol olduğu halde Türkçe konuşuyor ve bir Türk askeri aristokrasisine dayanıyordu. 16. yüzyıl başında Özbek Han önderliğindeki Şeybani'lerin istilasından sonra Orta Asya'da bir daha güçlü bir imparatorluk doğmadı. Orta Asya'daki Türk beylikleri 18. ve 19. yüzyıllarda güçlenen Rus İmparatorluğu'nun egemenliği altına girdiler.
Hindistan'da Timur'un torunu Babür Han'ın kurduğu Moğol-Türk İmparatorluğu, 19. yüzyıla dek devam etti.
İran'da 11. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına dek hüküm süren hükümdarlık hanedanlarının tümü, Türk kökenli askeri önderler tarafından kuruldu.
Türk halklarının listesi

Türk halklarının sıralanması: Bu sayfada sadece Türk halkları, birbirlerine akrabalıklarına göre sıralanmışlardır.
Tarihi Türk halkları ve boyları
Afşarlar ya da Avşarlar ,Ağaçeri ,Avarlar ,Hazarlar ya da Kazarlar, Göktürkler (ya da: Kök-Turuk ve ya Kök-Türkler; 552 yılından sonra) ,Hunno-Bulgarlar: Bugünün Bulgaristan-Bulgarları slavlarla karışmış Türklerin torunlarıdır, ama kendilerini slav olarak görürler. Bulgarların ilk Kağanları Türkçe konuşurdu (Bulgar-Türkçesi).,Kanglılar ,Karahanlılar ,Kara Kıtaylılar ,Karaçaylar ,Karluklar, Kayılar ,Keraitler, Kerul-Tatarları, Kimekler ya da Kımaklar, Kınıklar, Yenisey-Kırgızları, Kızılbaşlar (Kızılbaş ordusunu oluşturan 7 Türk oymagı´nın soyu), Kutrigurlar, Polovzlar ve Kumanlar (Romanya'da yaşayan ve macarca konuşan Székler Kumanların torunları olarak görülebilir., Merkitler, Naymanlar, Oğuzlar (Sekiz-Oğuzlar, Dokuz-Oğuzlar, Otuz-Oğuzlar, Toguz-Oğuzlar, Üç-Oğuzlar ), Ogurlar, Onogurlar, On-Oklar, Osmanlılar: Osman I. tarafından 1288–1326 yıllarında, Osmanlı Devletindeki Türk boylarının birleşmesinden türeyen Halk., Peçenekler, Sabirler, Şa-t'o halkı, Karakoyunlular, Selçuklular, Tabgaçlar, Tarduşlar, Tohsiler, Tölösler, Çigiller, Türgişler, Utrigurlar, Uz halkı, Akkoyunlular, YağmarlarGünümüzün modern Türk halkları
·
Acar-Türkleri·
Afganistan Türkleri·
Afşarlar - İran'da yaşayan bir halk.·
Ahıska Türkleri ya da Meşetler·
Arnavutluk Türkleri·
Avrupa Türkleri Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesine 1950-1960'lardan itibaren göç eden Türkler·
Aymaklar·
Azerbaycan Türkleri·
Balkarlar·
Başkırtlar ya da Başkurt, Başkort·
Batı Trakya Türkleri·
Bulgaristan Türkleri·
Hamseler ya da Hamse Türkmenleri·
Hazarlılar ya da Hazaralar (Genetik olarak Türk ancak konuştukları dil yoğun olarak Farsça'nın etkisinde olan halk)·
Irak Türkmenleri·
İran Türkmenleri·
Kaçarlar ya da Kajarlar·
Kafkasya Türkleri·
Kafkasya Türkmenleri ya da Stavropol Türkmenleri·
Karadağ Türkleri·
Karaylar ya da Kareerler, Karaimler·
Karakalpaklar·
Karaçaylar·
Kaşgaylar·
Kazaklar ya da Kazak-Kırgızları·
Kırgızlar ya da Kara-Kırgızlar·
Kırımçaklar (musevi Türk halkı)·
Kırım-Tatarları ya da Kırım-Türkleri·
Kosova Türkleri·
Kumuklar ya da Kumükler, Kumikler: Dağıstan'da yaşayan bir halk.·
Makedonya Türkleri·
Meşetler ya da Ahıska Türkleri·
Moğolistan Türkleri·
Nogaylar ya da Nogay-Tatarları* Salarlar·
Yunanistan-On İki Ada Türkleri·
Pomaklar (Türk kökenli olmalarının yanı sıra Slav halklarıyla ve dilleriyle yüksek oranda etkileşime girmişlerdir.)·
Romanya Türkleri·
Sancak-Yeni Pazar Türkleri·
Sibirya Türklerio
Altaylar ya da Dağ-Oyratlarıo
Hakaslaro
Dolganlar - Taymir yarımadasında yaşayan bir halk.o
Yakutlar ya da Saka (çoğunluğu Şamanist az sayıda ise Hıristiyan-Ortodoks)o
Şorlaro
Teleütlero
Tuvinler ya da Uranhaylar (çoğunluğu lamaistdir)o
Tofalar ya da Karagaslaro
Çulimler ya da Çulümlero
Barabalar·
Şahsevanlar·
Suriye Türkmenleri·
Suriye Türkleri(Suriye Türklerinin Suriye Türkmenlerinden farkı Türkiye'den Suriye'ye özelliklede Kastamonu bölgesinden Cumhuriyet sonrası göç etmeleridir.)·
Tacikistan Türkleri·
Tatarlar ya da Kazan Tatarları·
Çuvaşlar (hristiyan-ortodoks)·
Türkiye Türkleri·
Urumlar ya da Urum-Kıpçaklar (Greko-Tatarları diye adlandırılan özünde Türk olan halk)·
Türkmenler (Doğu-Oğuzları'da denir)·
Uygurlar ya da Doğu-Çağataylar·
Sarı Uygurlar ya da Kansu Uygurları, Yugurlar·
Öngütler - Gobi Çölü çevresinde yaşayan bir halk.·
Özbekler ya da Batı-Çağataylar·
Halaçlar ya da Kalajlar, Kalaçlar·
Kıbrıs-Türkleri·
Gagavuzlar ya da Gagauzlar, GökoğuzlarKüçük Türk grupları
Biltirler, Delikanlılar (İran'da yaşayan Türkçe konuşan küçük halk), Kamasinler, Zagajlar, Çulımlar, Kaçalar, Hojballar, KızıllarKalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
30. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği
12/5/2008 · Kategori: Belirli Gün ve Haftalar
30. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği Gala Programının Ardından
Tarihçe
1979 yılının Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak ilân edilmesi üzerine, TRT Ankara Televizyonu Çocuk Programları Müdürü Tekin Özertem ve Yardımcısı Canan Arısoy tarafından bütün dünya çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlanmıştır. Bu proje, TRT Kurumunun üst yönetimi tarafından benimsenince organizasyon çalışmalarına başlanmış, böylece TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nin birincisi 23 Nisan 1979’da, Türkiye’de 5 ülkenin katılımıyla kutlanmıştır. Bunlar; SSCB, Irak, İtalya, Romanya ve Bulgaristan idi. TRT Uluslararası 23 Nisan Şenliği, artık her yıl yaklaşık 50 ülkenin katılımıyla kutlanmaktadır. 1979’dan 2000’e kadar başkent Ankara’da düzenlenmiştir. Daha sonraki yıllarda ise İzmir, İstanbul, Ankara ve Antalya gibi Türkiye’nin çeşitli büyük şehirlerinde kutlanmaya devam etmiştir.

23 Nisan 2000 Şenliği’ne onur konuğu olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın eşi Nane Annan katılmıştır. Gala günü mikrofona davet edilen Bayan Annan, Türkiye’de bulunmaktan ve kutlamalara katılmaktan mutluluk duyduğunu belirtmiş, eşi Kofi Annan’ın selâmlarını iletmiştir. Bayan Annan ayrıca çocukların isteklerine, bütün dünyayı “Evet” demeye davet etmiştir. Bu konuşmadan sonra 18 Nisan’da düzenlenen Uluslararası Çocuk Kongresinde çocuklar tarafından onaylanan “40 Ülke Çocuklarının Ortak Deklârasyonu” İngilizce ve Türkçe okunmuş, bu deklârasyon BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a iletilmek üzere Nane Annan’a sunulmuştur.
Uluslararası şenliğe 8-14 yaşları arasındaki çocuklar katılmaktadır. Program yaklaşık 16 Nisan’dan 26 Nisan’a kadar olan süreci kapsamakta, çağrılan gruplar ortalama 20 çocuk ve 6 yönetici liderden oluşmaktadır. Konuk çocuklar, şenliğin yapılacağı kente 15 Nisana kadar gelmiş olur. Grupların başlarına, TRT tarafından bir rehber görevlendirilir, rehberler grubun liderleriyle koordinasyonu sağlar. Her grup, Şenliğin gerçekleştirileceği şehirdeki ilköğretim okulları aracılığı ile kendi yaşlarındaki bir Türk çocuğu ve ailesinin sıcak, sevgi dolu ortamında ağırlanır. Dünya çocukları böylece; Türk insanının güzel özelliklerini, ülkelerine döndüklerinde kendi ailelerine, çevrelerine ve toplumlarına yansıtmaktadırlar. Bu da şüphesiz Türk insanını mutlu etmektedir. Şenlik Haftası, Şenlik Yürüyüşü ile açılır. Yürüyüşte konuk gruplar, giydikleri millî kıyafetleriyle şehrin en büyük caddesinde, kendi müziklerini çalıp dans eder. Daha sonraki günlerde, konuk ülkeler büyük parklarda açık hava gösterileri sunarak, Türk halkıyla kaynaşır. Şenlik haftası; bu bayramı Türk çocuklarına armağan eden Büyük Önder Atatürk’ün, başkent Ankara’daki Anıtkabirini bütün dünya çocuklarının ziyareti ile devam eder. Bu ziyaretler; Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan ve TRT Genel Müdürü’nün kabulü ile son bulur.
22 Nisan günü, galanın provaları için şenliğe katılan bütün çocuklar bir araya gelir. Büyük gün 23 Nisan’da ise TRT 23 Nisan Çocuk Şenliği Galası gerçekleştirilir. Yaklaşık 4 saat süren ve canlı olarak yayınlanan galada, bütün ülkeler, millî kıyafetleriyle hazırladıkları, ortalama 3 dakikalık millî gösterilerini, kendi müzikleri eşliğinde Türk izleyicisine sunar.
Her bir çocuğun kendi ülkesinden getirdiği selâmlarla devam eden gala; dostluk ve barış duygularıyla bütünleşen tüm dünya çiçeklerinin hep birlikte evrensel müzik eşliğinde el ele dans ederek eğlenmeleri ile son bulur. 24 ve 25 Nisan’da gerçekleştirilen piknik ve gezilerde, Türk ve diğer dünya çocuklarının kaynaşması, kardeşliği zirveye ulaşır. Bu etkinlikler, Türkiye ve konuksever Türklerin tanıtımına katkıda bulunur. Tarih 26 Nisanı gösterdiğinde artık hüzünlü saatler gelmiştir. Konuk gruplar gözyaşları içinde, burada kaynaştıkları Türk kardeşlerinden, ailelerinden ayrılarak, ancak barış ve dostluğu yanlarına alarak kendi ülkelerine geri dönmeye başlar. Bir duygu seli içinde yaşanan şenlik haftası, böylece sona erer.
Bu yıl 30.su düzenlenen 23 Nisan Çocuk Şenliği Gala Programına 37 ülke iştirak etmiştir. Antalya’daki Aspendos Antik Tiyatroda sırayla performanslarını gösteren bu güzel yavrucakları izlemek büyük keyifti benim için. Gösteriden birkaç kısa notlar aldım onları sizlerle paylaşmak istedim. Beni en derinden etkileyen Irak adına katılan Irak Türkmen çocuklarının seslendirdiği parçaydı. Umarım birilerinin kulağına gitmiştir bu şarkı, şayet gitmediyse bile; sitedeki televizyondan defalarca yayınlayacağım bu şarkıyı. Şarkıda çocuklar oyuncak istiyordu oysaki oyuncakçı onlara silah getirmişti.
İkinci bir not; Tacikistan’lı çocukların dansı: Tacikistan Rusya Federasyonuna bağlı özerk bir Türk cumhuriyeti, ancak kullandıkları dil Rusçanın yanında Arapça ve oryantalizm öyle etkili olmuş ki ülkede, kızlı erkekli herkes bu dansı yapar olmuş. Zira Tacikli bir erkek 7 kız çocuğu oryantal müzikle hepimizi mest etti.
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!
Türkçe'nin Dünyadaki Yeri
1/5/2008 · Kategori: Türk Dili
Türkçe’nin Dünyadaki Yeri
Dünyanın ilk dili ve alfabesi olan Mu Alfabesinden daha önce bloğumda bahsetmiştim. Yaklaşık yüz milyon civarındaki bir insan kitlesi bundan 70 bin yıl evvel sadece mu dilini konuşuyordu. Mu alfabesinin Maya, Mısır ve Uygur alfabesiyle benzerlikleri Mu insanlarının Türk olduğunu ve bu alfabenin ilk Türkçe alfabe olduğunu ispatlıyordu. O halde diyebiliriz ki; dünyanın ilk dili Türkçe idi. Günümüze baktığımızda dünyada yaklaşık beş bin dil konuşuluyor. Bu diller elbetteki birbirine bağlantılı olarak bir aile kütüğü oluşturuyor. Yani 70 bin yıl evvel sulara gömülen Mu kıtasından kurtulan insanlar, dünyanın farklı coğrafyalarına giderek orada kurdukları kolonilerde bildikleri dilin yanında, yeni kelimeler ve jargonlarla dillerini değiştirmişlerdi. Böylece bugün dünya üzerinde beş bin civarında dil doğmuş oldu.
Altı milyarı aşkın dünya nüfusun yaklaşık iki milyarını oluşturan Çinliler; Çince konuşuyorlar, bir milyarı aşkın Hintliler; Hintçe konuşuyorlar, ekonomiyi ve gücü elinde tutan ABD; dünyanın tamamına yakınını İngilizce konuşmaya zorlamış durumda ve ayrıca 18-19.yüzyıllarda yaptığı sömürgelerle bugün dünyanın 1/3 nü İspanyolcaya bağlayan İspanya’yı da unutmamak gerekir. Bugün Türkçe bu dil sınıflanmasında nerde bulunuyor ona bir bakalım. Ama önce 250 milyonu aşkın insanın kullandığı Türkçe’yi tanıyalım.
Türk dilleri veya Türk lehçeleri olarak Doğu Avrupa'dan Sibirya ve Çin'in batısına kadar uzanan bir alanda ana dil olarak 180 milyon kişi tarafından, ikinci dil olarak konuşanlar da sayılırsa 250 milyon kişi tarafından konuşulan, birbirleri ile çok yakın akraba olan ve 40 ayrı yazı diline bölünen bir dil grubu tanımlanır. Türk dilleri Altay dilleri ailesine aittir. En çok konuşulan Türk dili, Türkiye Türkçesidir.
Türk dillerini diğer dil ailelerinden farklı kılan mühim bir özelliği, konuşucularının uzun süre göçebe olarak yaşamışlığı ve bu yüzden bu dillerin sürekli birbirlerinden etkilenmiş olmalarıdır. Türk dillerinin çok sayıda aynı anlamda kullanılan ortak kelimelere sahip olmalarının yanı sıra cümle yapıları da hep aynı kalır. Bu yüzden Türk dillerinin bir dil ailesi olmadığı, tek bir dilin lehçeleri olduğu görüşü de yaygındır ve Türk lehçeleri, Çağdaş Türk yazı dilleri veya Türk dilinin kolları gibi adlandırıldıklarına da rastlayabiliriz. (Bakınız: "Dil" ve "Lehçe" tartışması)
Bu tabloda Türk dillerinde cümle yapısının aynı kaldığını gösteren bir örnek görebilirsiniz:
|
Diller |
Cümle yapısı |
|
Çocuklar okulda dilimizi latin alfabesi ile yazıyor. | |
|
Uşaklar şkolada / okulda dilimizi latin alfavitindä yazêr. | |
|
Uşaqlar məktəbdə dilimizi latin əlifbası ilə yazır. | |
|
Çagalar mekdepde dilimizi latyn elipbiýi bile(n) ýazýar. | |
|
Bolalar maktabda tilimizni latin alifbosi bilan / ila yozadi. | |
|
Balilar mektepte tilimizni latin elipbesi bilen yazidu. | |
|
Balalar mektepte tilimizdi latin alfavitimen jazadı. | |
|
Балдар мектепте тилибизди латын алфавити менен жазат Baldar mektepte tilibizdi latın alfaviti menen jazat. | |
|
Balalar mäktäpdä telebezne latin älifbası bilän / ilä yaza. |
Türk dilleri ailesi
Toplam 40 ayrı dilden oluşan, 180 milyon ana dili olarak konuşanı ile Türk dilleri ailesi, Altay dilleri grubunda büyük farkla en büyük dil ailesini oluşturur. yeryüzündeki bütün dil aileleri arasında yedinci büyük dil grubunu oluşturur ve önümüzdeki on yıllar içinde daha da büyüme kapasitesine sahiptir.
yeryüzündeki büyük dil aileleri:
· 1. Hint-Avrupa dil ailesi
· 2. Çin-Tibet dil ailesi
· 3. Nijer-Kongo dil ailesi
· 4. Afro-Asya dil ailesi
· 5. Avustronezce dil ailesi
· 6. Dravid dilleri ailesi
· 7. Türk dilleri ailesi (Altay dilleri grubunda)
Türk dillerinin coğrafyası
Türk dilleri, Doğu ve Güneydoğu Avrupa, Batı, Orta ve Kuzeyasya gibi büyük bir coğrafyaya dağılmıştır. Bu bölge Balkanlar'dan Çin'e, İran'dan Kuzey Denizine kadar uzanır. Asya'nın yaklaşık otuz ülkesinde en az bir Türk dili, sözünü etmeye değer yaygınlıkta konuşulur. Bunun yanında Almanya'da büyük bir azınlık Türkiye Türkçesini ana dili olarak konuşur.
Büyük Türk dilleri ve anlaşılabilirlik
Türk dillerini konuşanların dörtte üçü, en büyük üç Türk dilinden birini kullanır:
- Türkiye Türkçesi; 70 milyon ana dili olarak konuşanı vardır. Türkiye, Balkanlar, Batı ve Orta Avrupa'daki ikinci dil olarak konuşanlar ile 80 milyonu bulur.
- Azerice (Azerbaycan Türkçesi); 50 milyon konuşucu: Azerbaycan ve Kuzeybatı İran.
- Özbekçe; 24 milyon konuşucu: Özbekistan, Kuzey Afganistan, Tacikistan ve Batı Çin.
Bir milyondan fazla konuşucusu olan diğer Türk dilleri:
- Kazakça 11 milyon konuşucu: Kazakistan, Özbekistan, Çin, Rusya
- Uygurca 8 milyon konuşucu: Çin- Sincan
- Türkmence 6,8 milyon konuşucu: Türkmenistan, Kuzey Iran
- Kırgızca 3,7 milyon konuşucu: Kırgizistan, Kazakistan, Çin Türkistanı
- Çuvaşça 1,8 milyon konuşucu: Rusyanın Avrupa kısmında
- Başkırca 2,2 milyon konuşucu: Başkıristan
- Tatarca 1,6 milyon konuşucu: (etnik olarak 6,6 milyon) Merkez Rusyadan Batı Rusyaya kadar
- Kaşgayca 1,5 milyon konuşucu: Iranin Fars ve Çuzistan illerinde

Güzel Dilimiz Türkçe
Türkçe, Ural Altay dil ailesi içerisinde Türk dil ailesinin Oğuz Grubu'na mensup lehçedir. Anadolu, Kıbrıs, Balkanlar ve Orta Avrupa'da geniş yayılım alanı bulmuş olup, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmî dilidir.
Türkçe; Gagavuzca, Horasan Türkçesi ve Osmanlıca ve birkaç lehçe ile birlikte olarak Altay dil ailesi'ne bağlı Türk dilleri ailesi'nin Oğuz Grubunda yer almaktadır.
Türkçe Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmî dilidir. 1978 Dil yasasına göre Türkçe Kosova'da resmî dildi. Şu anda sadece Kosova'nın Türk çoğunluğunun yaşadığı bir kent olan Prizren'de resmî dildir. Diğer bölgelerdeki resmiyeti ortadan kaldırılmıştır.
Kullanımı
Türkiye'de Türk Dil Kurumu, Atatürk tarafından 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti olarak bağımsız bir organ olarak kurulmuştur. Türk Dil Kurumu dilin sadeleşmesi, yabancı kökenli sözcüklerin değiştirilmesi (özellikle Arapça ve Farsça) için çalışmıştır. 1960'larda iş gücüne ihtiyaç duyan Avrupa kapılarını büyük ölçüde Türklere açmış ve Türkiye'den Avrupa'ya yoğun bir göç yaşanmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında Balkanlar'da yaşamaya devam eden Türkler ile birlikte bu insanların sayısı günümüzde neredeyse 6 milyona ulaşmıştır ve büyük bir çoğunluğunun ana dili Türkçedir. Amerika ve Avustralya'da ise yaklaşık 200 bin kişi Türkçe konuşmaktadır. Böylece Türkçe (Türkiye Türkçesi), Türkiye ve KKTC dahil tüm dünyada ana dil olarak yaklaşık 71 milyon kişi tarafından konuşulurken, bu sayı Türkiye Türkçesini ikinci dil olarak konuşanlarla birlikte tahminen yaklaşık 80 milyonu bulmaktadır.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, 1980'li yıllarda yaptığı araştırma sonucu tüm Türk lehçelerini 250 milyon kişinin konuştuğunu ortaya çıkardı. Ancak buna Türk lehçelerini ikinci ya da üçüncü dil olarak konuşanlar da dahildi. Aradan geçen çeyrek asırda Türkçe konuşan nüfus önemli oranda arttı. Günümüzde yaklaşık 210 milyon kişinin Türkçeyi ve diğer tarihi lehçelerini ana dili olarak konuştuğu üzerinde durulmaktadır. Buna Türkiye Türkçesini de içeren Türk lehçelerini ikinci veya üçüncü dil olarak konuşanlar da dahil edilecek olsa, bu sayı gözle görülür derecede artacaktır. Bu nedenle Türkiye Türkçesinin en çok konuşan kişi sayısına sahip olduğu Türk Dilleri Ailesi, tüm lehçeleri ile dünyanın en çok konuşulan dil ailelerinden birini oluşturmaktadır.
Tarihsel Gelişimi
Orta Asya'dan Anadolu'ya
Altay Dağları civarından kaynaklanan dil, onu kullanan göçebe kavimlerin doğuda Japonya'ya, batıda ise Avrupa'ya doğru hareketiyle yayılmıştır. Afganistan ve Batı Çin civarında Moğolca; Rusya, Güney ve Güneydoğu Çin bölgesinde Tunguz; eski Rusya ülkelerinden batıda Türkiye'ye, güneyde ise İran'a yayılan bir alanda ise Türki diller olarak değişmiştir. Güneyde bulunan başlıca Türki diller Türkçe, Azeri Türkçesi ve Türkmen Türkçesidir. Oğuz boylarının kullandığı Gagavuz lehçeleri ve İran kaynaklı Horasan lehçesi, Türkiye lehçesi ile birlikte bugünkü Türkçenin bölümlerini oluşturmaktadır.
o Türkçe dil kolu
§ Güney dilleri
Balkan Gagavuz Türkçesi (Türkiye ve Türklerin yaşadığı Avrupa ve Amerika kıtalarının bazı bölümleri), Gagavuzca (Moldova), Horasan Türkçesi (İran), Türkçe, Azerice, Kazakça, Türkmence, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca,Uygurca...
Türkçe ait olduğu Altay Dil Ailesi'nin en çok kişi tarafından kullanılan dilidir. 5500-8500 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. Azeri, Türkmen, Tatar, Özbek, Başkurti, Nogay, Kırgız,Kazak, Yakuti, Çuvaş gibi bölümleri vardır.
Örnek olarak yazılı Türkçe üzerine kaynaklarda (M.Ö. 1766 yıllık çin kronikinde) ilk kez tutanaklarda tanrı , Ordu , kılıç ve kut (mutluluk) sözcükleri bulunulmaktadır.
Moğolca, Mançu-Tungus, Korece ve Japonca ile yakın ilişkisi vardır. Bazı bilim adamları, ilişkinin ödünç alınmış sözcüklerden kaynaklandığını ve temelli olmadığını iddia etmiştir. Son zamanlarda yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, bu tezin hatalı olduğunu, Türkçe ve Japonca'nın temel ilişkilerinin bulunduğunu kanıtlamıştır.
Divân-ı Lügati't-Türk, Türk kültürün ilk Türk dilini anlatan ve yazılan Sözlük eseri dir ve Kaşgârlı Mahmud tarafından 25 Ocak 1072'de yazılmaya başlanmış ve 10 Şubat 1074'te bitirilmiştir. Bu kitap içinde bu tümce bulunuyor. "Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur". Türkçenin zengin gramer özelliklerini ilk ve en çarpıcı biçimde yansıtıyor.
Türkçenin kullanım alanını genişleten bir başka Karahanlı Devleti'nin mensubu, ikinci bir Türk ve Türkçe kültür abidesi olan Yusuf Has Hacib dir. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig adlı eseri ile Türk dil birliğinin diğer önemli yazılı temelini attı.(1069-1070 yılarında bu Türkçe eseri tamamlandı).
Ahmed Yesevi 12yy. Türk dilinde yazdığı "hikmet" adlı şiirleri bir araya getiren Türk tasavvuf edebiyatının bilinen en eski örneklerini içeren kitap ile Türkçenin kullanımını etkiledi.
13/14.yy. yaşamını sürdüren Yunus Emre Türkçenin, özellikle Türkçe şiir dilinin temel ustası ve abidesi(anıtı) olmaktadır. Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü olması ve tasavvuf sorunlarını yalın, kolay anlaşılır bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü, Türkçenin ses yapısına uygun aruz olmakla birlikte söyleyişi akıcı, sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç anlaşılır kavramlarını, Türkçenin ses yapısına uygun biçimde dile getirir, şiirinde duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir derinlik görülür.
Hacı Bayram Veli 14/15.yy. Anadolu’da yaşamını sürdüren Türk mutasavvıf ve şair olarak, eserlerini Türkçe olarak yazmakta idi ve Türkçe kullanımını Anadolu’da önemli şekilde etkiledi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
22/4/2008 · Kategori: Belirli Gün ve Haftalar
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, tüm Dünya çocuklarına ithaf edilmiştir. İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk 19 Mart 1920 tarihinde bildiri yayımladı. Bildiride, "olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı, Meclis'e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, seçilenlerin en geç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu. Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan'ın üyeleri de Ankara'daki Meclis'e katılabileceklerdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temelleri Ankara'daki bu ilk tarihi binada atıldı. Birinci Meclis Binası, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın yönetim yeri olarak pek çok tartışma ve millî kararlara sahne oldu: Bu yapı bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak, ilk yılların anılarını sergiliyor. İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i Mebusan'ın bir kısım üyeleri Ankara'ya geldiler. Ankara'nın o günkü şartlarında Meclis'in toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı. Hazırlıklar tamamlanınca, Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildir ile, Meclis'in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu. 23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Halk, kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Câmii'nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişinde bir tören yapıldı. Saat 13.45'de, Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı. Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis'in ilk toplantısını açtı. İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi binası açılış töreni çıkışında Mustafa Kemal ve Kurmayları "Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar, İstanbul'un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum." Bu açış konuşmasında, millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı da "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsendi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak, "Türkiye Büyük Millet Meclisi" (TBMM) adı kalıcılık kazandı. TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa'yı (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal Paşa, kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü. TBMM, açılışından iki gün sonra, sadece yasama değil, yürütme gücüne de sahip olacak hukukî ve siyasî yapısını düzenleme çalışmalarına başladı. İlk meclis başkanı Mustafa Kemal Atatürk Bu düzenlemeler, TBMM'nin tam bir "güçler birliği" ilkesini benimsediğini göstermişti. 2 Mayıs 1920'de Bakanlar Kurulu'nun seçilmesi hakkındaki yasa çıkarıldı. 11 Bakandan oluşan "Meclis Hükümeti", 5 Mayıs'da TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında ilk toplantısını yaptı. TBMM'nin açılışı ile birlikte, millî egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti doğmuş oluyordu. Birinci TBMM'nin iki temel hedefi, kesin zaferi kazanmak ve yeni devletin otoritesini güçlendirmek, kalıcılığını gerçekleştirmekti. Öncelikle, ülke topraklarının yabancı işgalinden kurtarılması gerekiyordu. 3 Aralık 1920'de Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan Gümrü Barış Antlaşması, TBMM'nin yaptığı ilk uluslararası antlaşmaydı. Böylece Doğu Cephesi kapandı. 16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Antlaşması ile Rusya, yeni Türk Devletini ve Misak-ı Millî ilkelerini tanıdı. 6-11 Ocak 1921'de Birinci İnönü, 23-31 Mart 1921'de İkinci İnönü ve 13 Eylül 1921'de Sakarya Muharebesi sonucunda, 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Antlaşması ile Fransızlar savaştan çekildi. Aynı yılın sonunda İtalyanlar da TBMM hükümetiyle işbirliğine giriştiler. 1922 yılında, Yunanistan ve İngiltere dışında, TBMM, tüm ülkelerle iyi ilişkiler içindeydi. TBMM Orduları, 26 Ağustos 1922'de Büyük Zaferi kazandılar. 9 Eylül'de İzmir kurtarıldı. 18 Eylül'de ise Anadolu'da hiçbir yabancı askerî güç kalmamıştı. Yeni Türk Devleti'nin bu başarıları karşısında İngiltere de dahil olmak üzere İtilaf Devletleri ile 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Doğu Trakya kurtuldu. İtilaf Devletleri, 27 Ekim'de Lozan'da barış görüşmelerinin yapılmasını kararlaştırdılar. Uzun süren görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Barış Antlaşması 24 Ağustos 1923'de TBMM'de onaylandı. Yeni Türk Devleti, böylelikle askerî, siyasî ve ekonomik özgürlüğüne kavuştu. Egemenlik yönetme yetkisidir. Ulusal egemenlik; yönetme yetkisinin ulusta olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde egemenlik padişaha aitti.Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş dört yıl sürdü. Osmanlı İmparatorluğu'nun de saflarına katılmış olduğu İttifak Devletleri savaşta yenildi. Savaş kurallarına göre Osmanlı İmparatorluğu da yenilmiş sayıldı. Bütün ülke İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun'a 19 Mayıs 1919 günü geldi. Samsun'dan Amasya'ya, oradan Erzurum'a ve Sivas'a gitti. Sivas ve Erzurum'da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla "Ulusu yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir." ilkesini öne sürdü. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler - günümüzün milletvekilleri - Ankara'da 23 Nisan 1920 günü toplandılar. İlk Büyük Millet Meclisi'nin toplandığı yapı Ankara'da Ulus Meydanı'ndan istasyona giden caddenin başındadır. Bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı tek katlıdır. O yıllarda Türkiye yokluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Top seslerinin Ankara'da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı. Ulusal Kurtuluş Savaşıyla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, TBMM'nin 23 Nisan 1920 günü kurulmasının onuruna, TBMM tarafından sadece Türk çocuklarına değil, bütün Dünya çocuklarına hediye edilen, her yıl 23 Nisan günü kutlanan, Türkiye'nin milli bayramıdır. 23 Nisan, TBMM'nin açılışı ve dolayısıyla da halkın yönetime tam anlamıyla hakim olmasının ilk günü olduğu için ulusal egemenlik açısından da önemli bir anlam taşır.




23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi'nin açılış günüdür. Her 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı bütün Dünya çocukları birlikte kutlarlar.
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Türk Birliği İle İlgili Yapılan Çalışmalar
11/4/2008 · Kategori: Türk Birliği
Türk Birliği İle İlgili Yapılan Çalışmalar
XX. yüzyılın ilk yarısında iki büyük savaş gören dünya, yaşanan felaketlerden ders alarak ikinci yarısından itibaren birleşme yollarına girdi. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, OECD, NATO ve AGİK gibi çeşitli organizasyonlar kuruldu. Bu organizasyonların asıl amacı, savaş tehlikesine karşı birbirlerini korumak, kollamaktı. Ekonomik kalkınma ikinci plandaydı.
90’lı yıllarda Doğu Bloğu (Komünizm yanlısı) ülkeler bir bir dağılmaya başladı. Ve genişlemek isteyen Avrupa Birliği bu ülkelerin birçoğunu kayıtsız şartsız birliğe dahil etti. Doğu Avrupa’daki devletlerin birliğe girmesiyle gelecekleri güvence altına alınmıştı. Oysaki 1990 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan gibi Türk Cumhuriyetleri yalnız bırakılmak istendi. O halde Türk Dünyası 250 milyonu bulan nüfusuyla Türkiye'nin sorumluluğu altındadır. Türkiye üzerine düşen görevi yapmakta fakat bu süreç çok yavaş ilerlemektedir. Türk Birliği ile ilgili ilk atılımlar başlangıçta tüm Türk dünyasında sevinçle karşılansa da, bu organizasyonun kurulumu henüz netlik kazanmamıştır.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in bağımsızlığın ilanından sonra İstanbul'da yaptığı konuşma, Türk Cumhuriyetleri'nin bu beklentisini ve geleceğe yönelik umutlarını yansıtması bakımından son derece önemlidir:“Ancak bahar sellerini ne kadar engellemeye, önüne bentler çekmeye çalışırsanız çalışın, su yine de kendi yolunu açacaktır. İşte tarih nehri ile de aynısı olmuş ve ‘soğuk savaş' engelini yıkan tarih insanlık kanunlarıyla belirlenen esas yatağına dönmüştür... Halklarımız arasında karşılıklı anlayış ve güven duygusu oluştu. Dostluk etkili bir işbirliğinin en güvenilir garantisidir. Bu durum bizi umutlandırıyor.”
Yaklaşık 17 yıllık bir çalışmanın sonucunda neler yapılmış ve yapılmakta bir onlara göz atalım:
Yapılan Çalışmalar
· En son 11. Türk Devletleri Kurultayı Kasım 2007'de yapılmıştır.
· Karşılıklı öğrenci değişimi yoğun olarak devam etmektedir.
· Devletin desteklediği TÜDEV ve TİKA dernekleri kurulmuştur.
· Birçok özel dernek kurulmuştur.
· Ortak üniversiteler kurulmuştur.
· Çağdaş Türk Lehçeleri arasında alfabe birliği büyük oranda sağlanmıştır.
· Çağdaş Türk Lehçeleri sözlüğü tamamlanmıştır.
· Türk Dil Kurumu tarafından lehçeler arasında robot çeviri sistemi yapılmaktadır.
· Türk tarihi'nin Orta Asya'da daha etkin ve doğru şekilde öğretilmesi çalışmaları yapılmıştır.
· Moğolistan'daki anıtlar için ülkeler arası işbirliği kararı alınmıştır.
· Askeri İşbirliğine gidilmiştir.
Bunların dışında özel sektöründe bu konuya katkılarını unutmayalım. Zira dünyanın dört bir yanında kurulan Sebat Okulları, özellikle Türk Cumhuriyetlerindekiler, kullandığımız Türkçenin öğrenilmesinde ve bu bölgelerde yayılmasında öncü olmuşlardır. Geçtiğmiz günlerde 6. sı yapılan Türkçe Olimpiyatlarının Türk dilini yayma açısından önemi çok büyüktür. Bir başka konu, Azerbaycan petrolünün Akdenize taşınma projesi Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının yapılması, Türkmenistan gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması için yapılan Nabucca projesi, Kazak buğdayının Özbek pamuğuyla değiş tokuşu gibi proje ve yatırımlar yapılmaktadır.
Sizce yeterli mi, hayır değil!.. Bence 7 Türk Cumhuriyeti ki bunlar: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan, aralarında sınırları kaldırmalı, gümrük birliği sağlamalı, ithalat ve ihracatlarında birbirlerine öncelik sağlamalıdır.
Yukarıda gördüğünüz flamayı bu birlik için düşündüm; tabi bu benim fikrim, başka düşünceleri de desteklemeye hazırım. Flamadaki her bir yıldız bir Türk Cumhuriyetini temsil eder. Dünya şekli ise, bu birliğin sadece bir kıtaya değil dünyanın tamamına aitliğini simgeler. Renklere gelince ana renk tabiî ki Turkuaz yani Türk mavisi, beyaz ise huzuru, barışı, sevgi ve kardeşliği simgeler.
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »







